17 Ekim 2026 Cumartesi
DOLAR 49.56 ₺
EURO 55.77 ₺
STERLIN 66.15 ₺
G.ALTIN 6,633.21 ₺
BİLEZİK 6,057.50 ₺
BTC 81,520.75 $
ETH 2,425.95 $
BİST 0.00

    İSMET FEDAİ ERDOĞ

    DİĞER DİNLERE “BOZULMUŞ” DEMEK KOLAY; PEKİ AVRUPA’YA GİDİP SÖYLEYEBİLİR MİSİNİZ?

    Yayınlama:

    Haber Resmi

    FOÇAGÜNDEMHABER - Din eğitiminde İslam’ın hak din olduğu, diğer dinlerin ise bozulduğu yönünde ifadelerle karşılaşılabiliyor. Fakat burada önemli bir soru var: Hangi dinî metnin, hangi hükmün veya hangi tarihsel uygulamanın bozulduğu somut olarak açıklanıyor mu? Yoksa farklı inançlar, ayrıntılı bir açıklama yapılmadan, genel bir ifadeyle mi mahkûm ediliyor?

    Bir inancı eleştirmek başka, o inanca mensup milyonlarca insanın dinini toptan yanlış ilan etmek başkadır. Eğer bir dinin metinlerinde değişiklik yapıldığı ileri sürülüyorsa bunun hangi metin, hangi tarihsel dönem ve hangi belgeye dayandığı açıklanmalıdır. Bilimsel ve tarihsel bir tartışma, yalnızca bir hüküm vermekle değil, o hükmün gerekçesini ortaya koymakla yapılır.

    Şimdi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’a soruyorum:

    Azerbaycan’a başörtüsü konusunda çağrıda bulunabiliyorsunuz. Peki, aynı cesaretle Almanya’ya, İngiltere’ye ve Fransa’ya gidip Hristiyan ailelere şunu söyleyebilir misiniz?

    “Sizin dininiz yanlış, Hristiyanlığı bırakın, İslam’ı kabul edin; kız çocuklarınızı da okula başörtüsüyle gönderin!”

    Böyle bir çağrıyı yapabilir misiniz? Hristiyan toplumların dinî inançlarına bu şekilde müdahale etmeyi doğru bulur musunuz? Elbette bir siyasetçinin başka bir topluma din değiştirmesini emretmesi veya çocuklarını nasıl giydireceğini buyurması doğru değildir. Ben de böyle bir müdahaleyi savunmuyorum.

    Fakat tam da bu nedenle soruyorum: Başka bir ülkenin eğitim ve din politikası hakkında konuşurken hangi ilkeye dayanıyorsunuz? Dinî özgürlüğü mü savunuyorsunuz, yoksa yalnızca kendi dinî anlayışınızın kabul görmesini mi istiyorsunuz?

    Bir toplumun dinini yanlış ilan etmekle o toplumun dinî özgürlüklerini savunmak arasında büyük bir fark vardır. Eğer İslam’ın hak din olduğuna inanıyorsanız bu sizin inancınızdır; ancak bu inancı başka toplumlara siyasi talimat yoluyla benimsetmeye çalışmak, din ve vicdan özgürlüğüyle bağdaşmaz.

    Oktay Saral’ın açıklamasını bu açıdan sorguluyorum. Bir ülkedeki başörtüsü uygulamasına itiraz etmek, tek başına yanlış bir tutum değildir. Ancak eleştirinin dayanağı evrensel özgürlük ilkeleriyse, bu ilkeler farklı dinlere mensup insanlara karşı da aynı biçimde uygulanmalıdır.

    Sayın Saral, Avrupa’daki Hristiyanlara “Dininiz yanlış, İslam’a geçin ve çocuklarınızı başörtüsüyle okula gönderin” diye seslenebiliyor musunuz? Hayır, böyle bir çağrı yapmamanız gerekir. Çünkü inanç özgürlüğü, insanlara din değiştirme talimatı vermek değildir.

    Siyasette asıl mesele, yüksek sesle konuşmak değil, savunduğunuz düşüncenin sınırlarını ve sonuçlarını göze alarak tutarlı davranmaktır. Başka toplumların inançlarını kendi ölçülerinizle yargılamadan önce, herkesin aynı özgürlük hakkına sahip olduğunu kabul etmek gerekir.

    İnanç özgürlüğü, yalnızca kendi dinimiz için istediğimiz bir hak değildir. Başkalarının inancına da aynı özgürlüğü tanımadığımız sürece savunduğumuz şey evrensel bir ilke değil, tek taraflı bir beklenti olarak kalır.

    İSMET FEDAİ ERDOĞ I 15.10.206 I Foça Gündem Haber