17 Ekim 2026 Cumartesi
DOLAR 49.56 ₺
EURO 55.77 ₺
STERLIN 66.15 ₺
G.ALTIN 6,633.21 ₺
BİLEZİK 6,057.50 ₺
BTC 81,520.75 $
ETH 2,425.95 $
BİST 0.00

    AYTAÇ CANDAN

    BUGÜN BANA , YARIN SANA

    Yayınlama: Güncelleme:

    Haber Resmi
    FOÇAGÜNDEMHABER * Ülkemiz, yeni nesil batarya üretim üssü kurulması konusunda Çinli ve Güney Koreli teknoloji firmalarıyla anlaşma sağladı.
    * Yerli yapay zekâ modeli Zekatron, Türkçe performansında ChatGPT ve Gemini ile aynı seviyeye ulaştı.
    * Ülkemizde faaliyet gösteren üç büyük GSM operatörü; Google, Microsoft ve Amazon ile iş birliği yaparak Türkiye’de büyük bir veri merkezi üssü kurulması için anlaşma imzaladı.

    * Yerli uydu internet sistemi devreye alındı ve ülkenin tamamında yüksek hızlı uydu internet erişimi sağlanmaya başlandı.
    * Türkiye, Avrupa otomotiv sektörünün ihtiyaç duyduğu mikroçiplerin bölgesel üretim merkezi olma yolunda önemli bir adım attı.
    * Türkiye’de geliştirilen yeni batarya teknolojisiyle elektrikli araçlarda 1.400 kilometre menzil sağlayan prototip üretildi.
    * Dünyanın en büyük üç bor işleme ve ileri teknoloji malzemeleri tesisinden biri Türkiye’de kuruluyor.
    * Beş büyük küresel ilaç şirketi, Türkiye’de bölgesel aşı ve biyoteknoloji merkezi kuracaklarını açıkladı.

    * İzmir Karşıyaka Alaybey Tersanesi, Avrupa ülkelerinden toplam 12 milyar dolarlık yeni nesil gemi siparişi aldı.

    İsterdim ki ilk yazımda sizlerin karşısına böyle haberlerle çıkayım.

    Üretimi konuşalım. Teknolojiyi konuşalım. Tarımı, sanayiyi, bilimi, eğitimi konuşalım.

    Foça’da ise en önemli doğal değerlerimizden Akdeniz foklarımızı nasıl daha iyi koruyabileceğimizi, popülasyonlarını nasıl artırabileceğimizi konuşalım.

    Denizimizi, kıyılarımızı, turizmimizi, gençlerimizi ve kentimizin geleceğini konuşalım.

    Neyi daha iyi yapabiliriz, nasıl daha ileri gideriz?” sorusunun peşinden koşalım.
    Fakat güzel ülkemizde gündem ne yazık ki çoğu zaman bizi başka konuları tartışmaya zorluyor.

    İlk yazımda, son günlerde hem ülkemizin hem de ilçemizin gündeminde önemli bir yer tutan seçilmiş siyasetçilerin parti değiştirmesi meselesine değinmek istiyorum.
    Özellikle hiçbir siyasi partinin ve siyasetçinin adını kullanmayacağım.
    Çünkü bana göre artık mesele herhangi bir siyasi partinin meselesi olmaktan çıkmıştır.

    Bugüne kadar birbirine tamamen zıt siyasi çizgilerde bulunan partiler arasında her iki yönde de geçişler gördük. Bir partiden diğerine geçen belediye başkanlarını, milletvekillerini ve siyasetçileri gördük. Seçim döneminde yapılan ittifaklar sayesinde başka bir partinin seçmeninin oyuyla seçilen, daha sonra o seçmenin desteklediği siyasi yapıya karşı sert muhalefet yapan milletvekillerini de gördük. Dolayısıyla yalnızca kişileri veya partileri tartışmak bana göre asıl meseleyi kaçırmak olur. Çünkü bugün yeniden sandık kurulsa, seçim yapılsa ve birkaç yıl sonra yeniden seçim atmosferine girilse benzer siyasi geçişleri tekrar konuşmamız şaşırtıcı olmayacaktır.
    O halde yalnızca sonuçları değil, bu sonuçları doğuran sistemi de konuşmamız gerekiyor.
    Vatandaşın beklentisi aslında son derece basittir:

    HİZMET 
    Vatandaş yolunun düzgün olmasını ister. O yolu belediye mi yaptı, Karayolları mı yaptı diye bakmaz.
    Vatandaş temiz su ister, ulaşım ister, güvenli sokaklar ister, düzenli kentleşme ister.
    Vatandaş yaşadığı yerde huzurlu ve mutlu olmak ister.
    Bunu yerel yönetim mi sağladı, merkezi yönetim mi sağladı diye günlük hayatında hesap yapmaz.
    Vatandaşın gözünde kamu birdir. Belediye, bakanlık, kaymakamlık ya da valilik arasındaki idari ayrımın bedelini vatandaş ödemek istemez.
    Vatandaş belediye seçimlerinde A partisine oy verdi diye merkezi yönetimde bulunan B partisinin hizmetlerinden mahrum kalmak istemez.
    Aynı şekilde merkezi yönetimde farklı bir siyasi parti bulunduğu için belediyesinin cezalandırılmasını da istemez. Çünkü seçmen oyunu siyasi bir tercih olarak kullanır; fakat ödediği verginin, yaşadığı kente hizmet olarak dönmesini en doğal hakkı olarak görür.

    ***

    Foça’dan çok basit bir örnek verelim
    Vatandaş Kumburnu Plajı’nı bilir.
    Oranın hangi kamu kurumuna ait olduğunu, hangi kurumun başka bir kamu kurumuna ne kadar borcu bulunduğunu, borç karşılığında hangi taşınmazın devredildiğini veya satışa çıkarıldığını bilmek zorunda değildir.

    Vatandaşın gördüğü şey şudur:
    “Burası benim kentimin bir değeri. Korunacak mı, korunmayacak mı? Asıl mesele budur.
    Kamu kurumları arasındaki mali veya idari ilişkilerin bedelini vatandaşın yaşadığı kent ödememelidir.
    Bir belediyenin başka siyasi partiden olması merkezi yönetimle arasında bir duvar oluşturmamalıdır.
    Aynı şekilde merkezi yönetimle iyi ilişkiler kurabilmek için de bir belediye başkanının siyasi kimliğini değiştirmesi gerektiği düşüncesi hiçbir zaman normalleşmemelidir.
    Çünkü hizmetin ön koşulu siyasi aidiyet olmamalıdır.
    Bu nedenle Türkiye yalnızca merkezi ve yerel yönetimler arasındaki görev, yetki ve kaynak paylaşımını değil, mevcut yerel yönetim modelinin kendisini de cesaretle tartışabilmelidir.
    Hiçbir idari sistem değişmez değildir. Önemli olan vatandaşa en doğru, en hızlı ve en adil hizmeti ulaştıracak yapıyı kurabilmektir.
    Dünyada yeni bir telefon çıktığında aylarca “Bize uygun mu?” diye tartışmıyoruz; alıyoruz, kullanıyoruz.

    Yönetimde neden aynı cesareti göstermeyelim?
    Dünyada bu işi en iyi yapan ülkeler incelenir, hukukçularımız ve uzmanlarımız tarafından Türk hukuk sistemine ve ülkemizin şartlarına göre değerlendirilir, halka sorulur ve uygulanır.
    Sorun model bulamamak değil; değiştirmeyi gerçekten isteyip istememektir.
    Evet, sistemde rahatsızlık veren bir durum vardır. Bugün bana, yarın sana, öbür gün ona…
    Bugün A partisinden Ayşe teyze rahatsız olur, yarın B partisinden Mehmet amca.
    Mesele hangi partinin kazandığı ya da kaybettiği değil; sistemin yarattığı bu durumun günü geldiğinde herkesi etkileyebilmesidir.
    Bir belediyede en küçük karar için bile belediye meclisinde eller kaldırılıp indirilirken, seçilmiş bir belediye başkanının siyasi kimliğini değiştirmesi gibi çok daha büyük bir konuda ne kendisine oy veren halka ne de belediye meclisine herhangi bir söz hakkı tanınmamaktadır.

    Bugün bir siyasi görüşe mensup insanları üzen bu durum, yarın aynı şekilde karşı görüşteki insanları da üzebilir.

    Bu nedenle meseleyi kişiler ve partiler üzerinden değil, sistem üzerinden tartışmalıyız.
    Merkezi ve yerel idare ilişkisi vakit kaybetmeden yeniden ele alınmalı; çift başlılığa yol açan alanlar azaltılmalı, yetki ve sorumluluklar netleştirilmeli, hangi hizmetten hangi kurumun sorumlu olduğu vatandaşın kafasında hiçbir tereddüt bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
    Belki o zaman enerjimizi her gün yeni bir siyasi tartışmaya değil; üretime, teknolojiye, eğitime, çevreye, turizme ve çocuklarımızın geleceğine ayırabiliriz.
    Ve belki bir gün gerçekten ilk yazımdaki o hayali haberleri değil, onların gerçeklerini konuşuruz.
    Benim istediğim Türkiye de, Foça da tam olarak budur:
    Siyasetin vatandaşa hizmet ettiği, vatandaşın siyasetin bedelini ödemediği bir düzen.

    AYTAÇ CANDAN  I  11.10.2026  I Foça Gündem Haber

    www.instagram.com/focandan