Ayça Çolpan Bozkurt · 11.10.2026

Sonbahar geldi…
Ağaçlar yapraklarını birer birer bırakıyor.
Sanki doğa, zamanı gelen her şeyin sessizce yerini başka bir şeye bırakması gerektiğini anlatıyor bize.
Ama bu mevsimde yalnızca yapraklar dökülmüyor.
Doğaya bıraktığımız çöplerin, betonların, kimyasalların, hoyratlığın ve yıllardır süren yanlışların arasında başka şeyler de çoğalıyor.
Yabani otlar…
Zararlı haşereler…
Doğanın kendi düzeni bozulduğunda, hiç istemediğimiz şeyler için de uygun bir zemin oluşuyor.
Bazen bir tarlada görürüz bunu.
Bazen bir derenin kenarında.
Bazen denizin kıyısında.
Bazen de bir ülkenin yönetiminde…
Çünkü yanlış politikalar da doğadaki yabani otlar gibidir.
Bir kez kök saldığında, çevresindeki her şeyi sarar.
Nefes alacak alan bırakmaz.
Sessizce çoğalır.
Sonra bir gün bakarsınız; doğanın kendisi değil, doğaya hükmetmeye çalışanlar çoğalmıştır.
Hayvanların yaşam alanları daralır.
Ormanlar yalnızca bir “kaynak” olarak görülür.
Denizler kirlenir.
Toprak yorulur.
Sokaktaki canlı, yaşam hakkı olan bir varlık olmaktan çıkarılıp yalnızca “sorun” olarak tarif edilmeye başlanır.
Ve devletin görevi ne zaman yaşatmak yerine yok etmek üzerinden tarif edilmeye başlanırsa, işte orada hepimizin durup düşünmesi gerekir.
Devlet vatandaşını karşısına almamalıdır.
Devlet; korkutarak, susturarak, birbirine düşürerek değil, güven vererek yönetmelidir.
Bir bakanın söylediği sözün milyonlarca insan üzerinde yaratacağı etki düşünülmelidir.
Bir kanun hazırlanırken yalnızca bugünün hesabı değil, yarının toprağı, suyu, havası ve canlıları da düşünülmelidir.
İklim politikaları konuşulurken insanı, hayvanı ve doğayı yalnızca rakamlardan ibaret gören bir anlayışa teslim olmamalıyız.
Çünkü doğa bir Excel tablosu değildir.
Hayvan bir “yük” değildir.
İnsan da yönlendirilecek, susturulacak, gerektiğinde birbirine karşı kullanılacak bir sayı değildir.
Ben bugün bütün bunlara bakarken sonbaharın yapraklarını düşünüyorum.
Yaprak, zamanı geldiğinde ağacından ayrılır.
Çünkü doğanın bir dengesi vardır.
Ve doğada hiçbir şey sonsuza kadar aynı kalmaz.
Kökü yanlış yerde olan, toprağı zehirleyen, çevresindeki yaşamı boğan ne varsa bir gün kurur.
Belki de sonbaharın bize verdiği en büyük ders budur:
Hiçbir yanlış sonsuza kadar büyüyemez.
Bugün güçlü görünenler, yarın yalnızca bir mevsimin hatırası olabilir.
Bugün kendisini vazgeçilmez sanan zihniyetler de…
Bugün doğanın üzerinde sınırsız bir hâkimiyet kurabileceğini düşünenler de…
Bugün yaşam hakkını bir ayrıntı zannedenler de…
Bir gün, tıpkı sonbaharın yaprakları gibi, yerlerini başka bir mevsime bırakırlar.
Benim dileğim kavga değil.
Benim dileğim intikam değil.
Benim dileğim çok daha basit:
Yaşatan bir devlet.
Koruyan bir hukuk.
Temiz bir doğa.
Özgür düşünebilen insanlar.
Ve yaşam hakkına gerçekten saygı duyan bir Türkiye.
O yüzden bu sonbaharda yaprakların dökülmesini izlerken başka bir şey diliyorum.
Dilerim;
doğanın üzerine çöken yabani otlar kurusun,
yaşam alanlarını kemiren zararlı haşereler çekilsin,
ve toprağın, suyun, hayvanların ve insanların yeniden nefes alabileceği bir mevsim gelsin.
Çünkü bazen bir ülkenin ihtiyacı olan şey yeni bir emir değildir.
Sadece yanlışların kökünden sökülmesidir.
Ve unutmayalım:
Sonbahar, yalnızca yaprak dökümü değildir.
Bazen bir dönemin de sonbaharıdır.
Ayça Çolpan Bozkurt I 11.10.2026 I Foça Gündem Haber
Yaşam Ağı Derneği Başkan Yardımcısı
Hayvan Hakları Platformu | Türkiye İzmir